Yeni bir Evren İnşası: Voynich

Giriş

Hayal edin: Yüzyıllardır dünyanın en yetkin kriptograflarını, dilbilimcilerini ve tarihçilerini meşgul eden, çözülememiş bir bilmece: Voynich El Yazması (VMS).
Radyokarbon tarihleme analizleri, bu gizemli metni 1404 ile 1438 yılları arasına tarihlendirmektedir. Metin yalnızca çözülememiş bir yazı sistemiyle kaleme alınmış olmakla kalmamış, aynı zamanda 15. yüzyıl Avrupa’sının en pahalı yazı malzemelerinden biri olan dana derisi parşömen (vellum) üzerine, dikkate değer bir maddi yatırım yapılarak üretilmiştir (Bowern & Lindemann, 2021). Yaklaşık 240 sayfadan oluşan bu el yazması; tanımlanamayan bitkiler, yeşil sıvılarla dolu havuzlarda yıkanan kadın figürler ve karmaşık astronomik diyagramlarla örülü, yapay olarak inşa edilmiş bir evrenin kapılarını aralamaktadır (Bowern & Lindemann, 2021; Taiz & Taiz, 2011).

Voynich El Yazması’nı gerçekten benzersiz kılan unsur, tek bir bireyin ürünü olmamasıdır. Kaptan Prescott Currier’in (1976) öncü istatistiksel analizleri, metinde en az beş farklı katip el yazısının yanı sıra, açık biçimde ayrışan iki dilsel varyantın varlığını ortaya koymuştur. Dil içindeki karakterler düzeyinde bilinen tüm doğal dillerden daha düşük bir entropiye (yani olağanüstü bir düzen ve öngörülebilirliğe) sahip bu karmaşık sistemin, birden fazla kişi tarafından aynı titizlikle kullanılabilmiş olması, el yazmasının rastgele bir aldatmaca olduğu hipotezini ciddi biçimde zayıflatmaktadır. Aksine bu durum Voynich’in belirli bir ezoterik topluluk içinde paylaşılan örtük bir kodlama sistemi olduğunu düşündürmektedir (Bennett, 1976; Bowern & Lindemann, 2021; Currier, 1976).

El yazmasının paradoksal yapısı tam da bu noktada belirginleşir. Voynich metni, doğal dillerin ampirik bir bilimsel sabiti olan Zipf Yasası’na kusursuz biçimde uymakta ve böylece güçlü bir dilsel meşruiyet sergilemektedir; buna karşın anlamsal düzeyde içinde bir ruh bulunmayan bir iskelete benzer (Reddy & Knight, 2011). Metnin yapısal özellikleri metnin ne basit bir şifreler bütününe ne de anlamsız karalamalara indirgenmesine izin verir. Bu anlamda Voynich El Yazması, modern anlamda okunmak için değil; Rönesans’ın örtük hakikat geleneği içinde bir çeşit kültürel bir performans olarak bilgiyi görünür kılarken aynı zamanda onu erişilemez hale getiren bir "güç kaynağı" temsili olarak tasarlanmış olabilir. Bu bağlamda metin daha geniş bir “gizlilik söylemi” içerisinde yalnızca belirli bir topluluğa hitap etmektedir (Bowern & Lindemann, 2021).

Bu noktada Voynich El Yazması, çözüm bekleyen bir bilmece olmanın ötesinde kendine başına büyük bir soruya dönüşür: Anlamı yeniden üretilemeyen bir yapı, hala “dil” olarak kabul edilebilir mi? 


Voynichçe Bir “Topluluk Dili” midir?

Voynichçe’nin toplumsal temelli bir sistem mi yoksa “izole bir zihnin” ürünü mü olduğu sorusu, el yazmasının kolektif üretim doğası üzerinden ele alınabilir.

Kaptan Prescott Currier’in istatistiksel analizleri, metinde en az beş farklı katip el yazısının yanı sıra, istatistiksel olarak ayrışan “Voynich A” ve “Voynich B” varyantlarını ortaya koymuştur (Currier, 1976). Özellikle botanik bölümde, her biri kendi varyantını (A veya B) kullanan iki farklı katip tarafından yazılmış folio’ların iç içe geçmiş biçimde yer aldığı görülmektedir. Bu olgu, sistemin tek bir bireyin sanrısı değil; belirli bir grup tarafından paylaşılan kodlanmış ya da inşa edilmiş bir dil olduğunu düşündürmektedir (Bowern & Lindemann, 2021).

Voynichçe, 16. yüzyılda bir Sufi topluluğu tarafından Türkçe, Farsça ve Arapça temelli olarak geliştirilen yapay bir dil olan Balaibalan ile karşılaştırılabilir (Bowern & Lindemann, 2021). Eğer Voynichçe gerçekten bir yapay dil (conlang) ise, sözcüksel düzeyde ne kadar tuhaf görünürse görünsün, doğal dillere benzer biçimbilimsel ve sözdizimsel örüntüler sergilemesi beklenir (Bowern & Lindemann, 2021).

İstatistiksel Tutarlılık

Metin, kelime sıklığı dağılımlarını yöneten ve doğal dillerin evrensel bir özelliği kabul edilen Zipf Yasası’na tam uyum göstermektedir (Reddy & Knight, 2011). Dahası, analizler metnin rastgele kelimelerden oluşmadığını; aksine sayfa düzeyinde tematik tutarlılık sergilediğini ve kelimelerin sayfa bazında kümelendiğini ortaya koymaktadır (Reddy & Knight, 2011). Bu özellikler, metnin anlam taşıdığına ve toplumsal ya da teknik bir iletişim aracı olarak tasarlandığına işaret etmektedir (Bowern & Lindemann, 2021).

Özetle, yüksek maddi değere sahip malzemelerin kullanımı ve birden fazla katibin (en az beş ila sekiz kişi) sürece dâhil olması, Voynich El Yazması’nın izole bir bireyin anlamsız karalamaları değil; belirli bir amaca hizmet eden ya da kurumsallaşmış bir sistem (şifre, yapay dil veya abjad) olarak işlev gören, toplumsal temelli bir yapı olduğunu göstermektedir (Bowern & Lindemann, 2021).


2. “Voynich A / B” Ayrımı

El yazmasının “çoksesliliği”, farklı katiplerin aynı karmaşık sistemi tutarlı biçimde kullanabilme yetisinde somutlaşır. Currier (1976), özellikle botanik bölümde iki katibin yan yana çalıştığını, folio’ları doldurduktan sonra bunları birbirinin arasına yerleştirdiğini öne sürmüştür. Paleografik analizler, Katip 1’in ağırlıklı olarak Voynich A’yı, diğer katiplerin ise Voynich B’yi kullandığını doğrulamaktadır (Bowern & Lindemann, 2021).

Birden fazla katibin, doğal dillerde nadiren görülen derecede katı kurallara—örneğin karakterlerin kelime içindeki konumlarına ilişkin sıkı kısıtlamalara—uyması, bir tür “yazı okulu” disiplinine işaret etmektedir. Karakter düzeyinde Voynich metni, bilinen tüm doğal dillerden çok daha düşük bir entropi sergiler; bu da karakter dizilerinin olağanüstü derecede öngörülebilir olduğu anlamına gelir (Bowern & Lindemann, 2021; Reddy & Knight, 2011). Ayrıca, satır sonlarında görülen ve anlamdan yoksun gibi duran sembollerin—sağ kenarları hizalamak amacıyla eklenmiş izlenimi veren—varlığı, satırın kendisinin bu topluluk için anlamlı bir birim olarak işlev gördüğünü düşündürmektedir (Currier, 1976; Reddy & Knight, 2011). Bu tür bir standartlaşma, usta–çırak hiyerarşisiyle aktarılan ezoterik bir bilgi sistemine işaret ediyor olabilir (Bowern & Lindemann, 2021).

El yazmasının bölümleri arasındaki istatistiksel farklılıklar, bilginin toplumsal hiyerarşiye göre dağıtıldığını düşündürmektedir. Biyolojik ve astronomik bölümler ağırlıklı olarak Voynich B ile yazılmışken, diğer bölümlerde Voynich A kullanılmıştır (Bowern & Lindemann, 2021; Reddy & Knight, 2011). Biyolojik bölümdeki daha kısıtlı ve düzenli dil, bu bilginin yalnızca belirli bir uzmanlık ya da inisiyasyon düzeyine ulaşmış bireylere açık olduğunu gösterebilir (Bowern & Lindemann, 2021).


3. Sentetik Bir Evrenin Anatomisi

Karakter dizilerinden sözcük inşasına kadar her düzeyde Voynich El Yazması’nın dilsel yapısı olağanüstü bir düzen sergiler. Bu durum, el yazmasının rastgele karalamalar değil; son derece disiplinli bir biçimde tasarlanmış bir tür “sentetik evren” olduğunu düşündürmektedir.

Biçimbilimsel Kimlik

Araştırmalar, Voynich sözcüklerinin rastgele diziler olmadığını; tutarlı biçimbilimsel kurallara göre inşa edildiğini göstermektedir. Tiltman (1967), Stolfi (2000) ve Reddy ile Knight’ın (2011) önerdiği “üç bölgeli” model, Voynich sözcüklerinin bir ön ek, bir kök (ya da orta ek) ve bir son ekten oluştuğunu ileri sürer (Bowern & Lindemann, 2021).

Ön ekler: En yaygın olarak qo-, o-, y-, ch-, sh- ve d- (Bowern & Lindemann, 2021).
Kökler: Sıklıkla p, t, k, f gibi “gallows” karakterlerini ve e, ee, o, a gibi sesli benzeri karakterleri içerir (Bowern & Lindemann, 2021).
Son ekler: -y, -dy, -l, -r, -m, -iin ve -in gibi diziler kelime sonlarında baskındır (Bowern & Lindemann, 2021).

Bu katı yapı, Türkçe ya da Macarca gibi eklemeli dillere yüzeysel bir benzerlik gösterse de, Voynichçe çok daha sınırlı bir biçimbilimsel çeşitlilik sergiler. Bowern ve Lindemann (2021), Voynichçe’nin istatistiksel olarak Cermen, İran ve Roman dilleriyle karşılaştırılabilir “orta düzey” bir biçimbilimsel karmaşıklık gösterdiğini; ancak kök düzeyinde bütünüyle yapay kaldığını belirtir. Bu sistematik yapı, gerçekliği kategorize etme ve bilgiyi hiyerarşik bir kavramsal çerçeve içinde sunma çabasını yansıtan bir “dilsel dünya görüşü” olarak yorumlanabilir; bu yönüyle 17. yüzyıl felsefi dillerine ya da Balaibalan gibi yapay dillere benzerlik taşır (Bowern & Lindemann, 2021; Friedman, 1962, Knight’ta aktarıldığı şekliyle).

Doğayı “Aşırı Yapılandırma” Girişimi

Voynich metninin en çarpıcı özelliklerinden biri, karakter düzeyindeki entropisinin bilinen tüm doğal dillerden çok daha düşük olmasıdır (Bennett, 1976; Bowern & Lindemann, 2021). Karakter entropisi, bir metindeki karakterlerin ne kadar öngörülebilir olduğunu ölçer. İngilizce’de bir sonraki karakteri tahmin etmek görece zorken, Voynich metni olağanüstü derecede öngörülebilirdir (Bowern & Lindemann, 2021; Reddy & Knight, 2011).

Bu düşük entropi, karakterlerin kelime içindeki konumlarını (başlangıç, orta, son) yöneten katı kurallardan kaynaklanmaktadır (Bowern & Lindemann, 2021). Antropolojik açıdan bu durum, doğayı “aşırı derecede düzenleme” ya da onu kutsal bir geometri içine hapsetme arzusunu simgeliyor olabilir. Doğal diller esnekliğe doğru evrilirken, Voynich sistemi donmuş gibidir; sanki her sözcük ve her ses, evrende matematiksel olarak kesin bir yere yerleştirilmiştir (Reddy & Knight, 2011).

Bu denli disiplinli ve yapay bir düzenin, yüksek değerli malzemeler üzerinde, yaklaşık 240 sayfa boyunca hatasız biçimde sürdürülmesi, el yazmasının sıradan bir uğraş değil; ideolojik ya da ezoterik bir adanmışlıkla inşa edilmiş sentetik bir evrenin anatomisi olduğunu güçlü biçimde düşündürmektedir (Bowern & Lindemann, 2021; Currier, 1976).


4. Bilginin Gücü ve Dezenformasyon

Voynich El Yazması, bilginin hem bir güç kaynağı olarak korunduğu hem de karmaşık sistemlerle saklandığı bir dönemde ortaya çıkmıştır. Rönesans ve geç Orta Çağ’da tıp, simya ve astroloji gibi alanlardaki bilgi, sıradan insanlara kapalı bir uzmanlık ve gizlilik perdesiyle çevrelenmişti (Bowern & Lindemann, 2021). Yeşil sıvılarla dolu havuzlarda etkileşen çıplak kadın figürleri ve karmaşık boru sistemleriyle betimlenen VMS’nin biyolojik bölümü, bitki fizyolojisi ya da ezoterik felsefeye ilişkin derin ve gizli bir bilgi sistemini yansıtıyor olabilir (Taiz & Taiz, 2011). Bu tür bilgilerin şifrelenmesi, onların yalnızca inisiye olmuş bir elit içinde kalmasını sağlayarak bir toplumsal iktidar alanı yaratmıştır (Bowern & Lindemann, 2021).

“Görsel Bir Bariyer” Olarak Satır İşlevselliği

Currier’in (1976) “satır işlevselliği” kavramı, el yazmasının şeffaf bir dilsel sistemden ziyade bilinçli olarak bir bariyer olarak tasarlanmış olabileceğine dair güçlü kanıtlar sunar.

Konumsal kısıtlamalar: Bazı karakterler ya da gruplar yalnızca satır başlarında görülürken, “89” ya da “m” benzeri semboller satır sonlarında %85’i aşan oranlarda ortaya çıkarak doğrusal okunabilirliği bozar (Currier, 1976; Reddy & Knight, 2011).

Dolgu karakterleri: Bazı satır sonu grupları yalnızca kenar hizalayıcı dolgu işlevi görüyor gibi görünür; bu durum bilinçli bir dezenformasyon stratejisine ya da okuyucuyu yanıltan ek bir görsel kodlama katmanına işaret edebilir (Currier, 1976). Şifre çözücüler için bu durum, istatistiksel bir engel—bir görsel bariyer—oluşturur (Bowern & Lindemann, 2021).

Sahte Dilin Antropolojisi

Eğer VMS bir tür “oyun” ise, sıradan bir aldatmacanın çok ötesine geçmektedir.

Dil-benzeri yapı ve Zipf Yasası: Metin, Zipf Yasası’na kusursuz biçimde uyar ve sayfa düzeyinde tematik kümelenmeler sergiler; bu da rastgele saçmalığın ötesinde derin bir yapısal tutarlılığa işaret eder (Reddy & Knight, 2011; Bowern & Lindemann, 2021).

Maddi ve entelektüel emek: 240 sayfa boyunca bu sistemi sürdürmek, muazzam bir entelektüel ve maddi yatırım gerektirmiştir. Antropolojik açıdan araştırmacılar, bu denli pahalı bir sahteciliğin—iddialara göre İmparator II. Rudolf tarafından 600 altın dukaya satın alınmıştır—mali bir aldatmaca mı yoksa Athanasius Kircher gibi dönemin bilimsel otoriteleriyle alay etmeyi amaçlayan bir “entelektüel protesto” mu olduğu konusunda tartışmaktadır (Bowern & Lindemann, 2021; Taiz & Taiz, 2011).

Bununla birlikte araştırmacılar, bu kadar tutarlı bir yapıyı üretmek için gereken emeğin, aldatmadan beklenen kazancı genellikle aştığını vurgulamaktadır (Bowern & Lindemann, 2021).


5. Kültürel Sınıflandırma

Voynich El Yazması, doğayı ve bilgiyi sınıflandırma biçimi modern taksonomiden köklü biçimde ayrılan bir “kavramsal dünya” sunar. Botanik ve biyolojik imgeleri, dünyayı yalnızca fiziksel özelliklere göre değil; ezoterik ve felsefi bir çerçeve içinde kategorize eden bir zihniyeti yansıtır.

Etnobotanik Bir Çarpıtma mı?

El yazmasının en büyük bölümünü oluşturan botanik çizimler, bilinen bitki türlerini sistematik biçimde “çarpıtır” (Bowern & Lindemann, 2021). Bazı çizimler gerçek bitkilere uzaktan benzerlik gösterse de, çoğu tanımlanamaz durumdadır. Biyolojik olarak olanaksız ayrıntılar, anakronizmler ve tohum kapsüllerinin içine gizlenmiş haçlar gibi sembolik unsurlar, sınıflandırmanın botanik doğruluktan ziyade dinsel ya da felsefi anlamlara dayandığını düşündürür (Taiz & Taiz, 2011).

“Kübik kökler” gibi özellikler ve biyolojik olarak imkânsız ayrıntılar, doğanın sadık bir gözleminin yazarın amacı olmadığını gösterir (Bowern & Lindemann, 2021). Örneğin, 93r folyosundaki ayçiçeğine benzeyen çizim, radyokarbon tarihlemesine göre (1404–1438) bitkinin Avrupa’ya gelişinden (1492 sonrası) onlarca yıl öncesine aittir (Taiz & Taiz, 2011). Bu tür anakronizmler ve tohumlarda gizli haç sembolleri, bitkilerin botanik gerçekliğe göre değil; dinsel ya da felsefi anlamlara göre sınıflandırıldığını düşündürmektedir (Taiz & Taiz, 2011).

Biyolojik (ya da balneolojik) bölümdeki çıplak kadın figürleri ve yeşil havuzlar, bir tıp el kitabından ziyade Aristotelesçi “bitkisel ruh” kavramına dayanan Orta Çağ bitki fizyolojisi ders kitabı olarak işlev görüyor olabilir (Taiz & Taiz, 2011). Bu bakış açısından Voynich, dünyayı modern biyolojik taksonomiyle değil; bitkilerin ruhu, enerjisi ve kozmostaki felsefi yeri üzerinden kurulan etnobotanik bir hiyerarşiyle sınıflandırır (Taiz & Taiz, 2011).

Konusallık ve Kavramsal Haritalama

İstatistiksel analizler, yazarın kavramsal haritasının rastgele değil; disiplinli olduğunu doğrulamaktadır.

Kelime kümelenmesi: Reddy ve Knight’ın (2011) çalışmaları, kelimelerin sayfa bazında kümelendiğini; bazı kelimelerin belirli sayfalarda sıkça görünüp diğerlerinde hiç yer almadığını göstermektedir (Reddy & Knight, 2011; Bowern & Lindemann, 2021).

TF-IDF ve konu modelleme: Sterneck ve Bowern’un (2020) uyguladığı konu modelleme, sayfaların illüstrasyonlarla uyumlu temalar etrafında kümelendiğini ortaya koyar. Botanik ve farmasötik bölümler arasındaki istatistiksel benzerlik, yazarın zihnindeki kavramsal yakınlığı yansıtmaktadır (Bowern & Lindemann, 2021).

Bu tür sayfa düzeyinde konusallık, anlamsız üretim hipotezini ciddi biçimde zayıflatır; zira rastgele metinler bu ölçüde kavramsal odak ve sözcüksel tutarlılık sergilemez (Reddy & Knight, 2011; Sterneck & Bowern, 2020).

Sonuç olarak Voynich El Yazması, doğayı felsefi bir doku içinde yeniden haritalayan kapalı bir taksonomik sistem oluşturur ve bu yeniden haritalamayı tutarlı, sayfa düzeyinde sözcüksel tercihlerle destekler (Bowern & Lindemann, 2021; Taiz & Taiz, 2011).


6. Sonuç

Voynich El Yazması (VMS), dil, anlam ve iletişime ilişkin geleneksel tanımlara yöneltilmiş en radikal meydan okumalardan biri olarak karşımızda durmaktadır. El yazmasını “anlamlı dil” ile “anlamsız aldatmaca” arasındaki ikili karşıtlığa zorlamak yerine, bu çalışma VMS’nin üçüncü bir kavramsal alanda konumlandığını ileri sürmektedir: dilsel biçimin, maddi disiplinin ve toplumsal örgütlenmenin, şeffaf anlamsal gönderimden bağımsız olarak birleştiği bir düzen teknolojisi.

Geri Kazanılamayan Anlamı Olan Dil

Voynich çalışmalarında en ısrarcı varsayımlardan biri, bir dilsel yapının “dil” sayılabilmesi için geri kazanılabilir bir anlamsal içeriğe sahip olması gerektiğidir. Oysa VMS bu varsayımı istikrarsızlaştırır. Zipf Yasası’na kusursuz uyumu ve güçlü sayfa düzeyinde konusallığı, onu doğal dillerden ayırt edilemez istatistiksel özelliklerle donatır. Buna karşın, karakter düzeyindeki olağanüstü katılık—son derece düşük entropi ve sıkı konumsal kısıtlamalar—yaşayan dillerde gözlemlenen her şeyin ötesine geçer.

Bu paradoks, dil kavramının yeniden düşünülmesini gerektirir. VMS, dil-benzeri sistemlerin iletişimsel şeffaflığı öncelemeden de işleyebileceğini; bunun yerine performatif, ritüelleşmiş ya da simgesel yapılar olarak var olabileceğini göstermektedir. Bu anlamda el yazması, anlamı yalnızca gizlemez; dilsel biçimin işlevini yeniden tanımlar ve onu bilgi aktaran bir araçtan ziyade bir dünya görüşünü sabitleyen bir enstrümana dönüştürür.

Dünya Kurma Olarak Biçimbilim

Üç bölgeli biçimbilimsel sistem (ön ek–kök–son ek), sözcükleri düzenlemenin ötesinde, gerçekliği katı biçimde bölümlere ayırma, sınıflandırma ve sabitleme yönünde bir dünya tasavvurunu hayata geçirir. Kullanım, belirsizlik ve toplumsal müzakere yoluyla evrilen doğal dillerin aksine, Voynich sistemi bilinçli biçimde donmuş görünmektedir. Düşük entropisi bir kusur değil; ideolojik bir özelliktir: doğanın akışına mutlak bir düzen dayatma girişimi.

Antropolojik açıdan bu durum, geç Orta Çağ ve erken Rönesans’a özgü epistemik kaygılara—rekabet eden kozmolojilere, Aristotelesçi doğa felsefesinin çözülmesine ve ezoterik bilgi geleneklerinin yükselişine—bir yanıt olarak okunabilir. Bu bağlamda VMS, her unsurun kutsal ya da felsefi bir geometri içinde önceden belirlenmiş bir yere sahip olduğu kapalı bir epistemik evren kurma çabası olarak yorumlanabilir.

Kolektif Disiplin

Birden fazla katip el yazısının tespiti ve Voynich A ile B’nin bölümler boyunca tutarlı biçimde kullanılması, el yazmasının paylaşılan normlar ve eğitimle yönetilen bir topluluk içinde üretildiğini güçlü biçimde göstermektedir. Birkaç bireyin aynı yapay kısıtlamaları—satır işlevselliği, konumsal kurallar ve dolgu unsurları—tekrarlayabilmesi, yaratıcılıktan ziyade disipline işaret eder. Bu durum, usta–çırak aktarımıyla yapılandırılmış bir skriptoryum, yazı okulu ya da ezoterik bir tarikat bağlamını düşündürmektedir.

Bu perspektiften bakıldığında, gizlilik VMS’de yalnızca savunmacı değil; kurucu bir ilkedir. El yazması bilgiyi sadece saklamaz; yoruma erişimi kontrol ederek hiyerarşi üretir. Yazma eylemi başlı başına bir inisiyasyon göstergesine dönüşürken, okunamazlık toplumsal bir sınır işlevi görür. Anlam, eğer varsa, anlamsal çözümlemede değil; sistemin kendisine katılımda yatıyor olabilir.

VMS’yi başarısız bir kitap ya da çözülememiş bir kod olarak görmek yerine, onu otorite, bilgi ve dışlama ilişkilerinin maddi bir icrası—bir kültürel performans—olarak anlamak daha verimli olabilir. Botanik çarpıtmalar, anakronik imgeler ve biyolojik olarak imkânsız formlar bu yorumu pekiştirir. Bu illüstrasyonlar doğayı olduğu gibi betimlemez; onu belirli bir simgesel rejim içinde kavramsal olarak düzenler.

Bu anlamda el yazması, biçimin içerikten önce geldiği diğer tarihsel olgularla—felsefi diller, mistik diyagramlar, simyasal amblemler ve litürjik yazılarla—benzerlik gösterir. Güçleri göndergesel açıklıktan değil; yapılandırılmış tekrar ve görsel disiplinden kaynaklanır. Voynich El Yazması, bu bağlamda, “yazmanın” zaten bilmek anlamına geldiği, metnin modern anlamda okunabilir olup olmamasının ikincil olduğu bir geleneği temsil ediyor olabilir.

Nihai Sentez

Önceki analizler, VMS’yi matematiksel bir “iskelete” sahip fakat kültürel bir “bedenden” yoksun olarak tanımlamıştır. Bu çalışma, bu metaforu yeniden düşünmeyi önermektedir. Entropi ölçümleri, Zipf dağılımları ve biçimbilimsel düzenliliklerle ortaya çıkan iskelet eksik değildir; aksine, el yazmasının sahip olması amaçlanan bedenin ta kendisidir: kurallar, kısıtlamalar ve tekrarlar üzerine kurulu bir beden.

Dolayısıyla VMS’nin kültürel bedeni, çeviri yoluyla geri kazanılamayabilir; çünkü hiçbir zaman dışsallaştırılmış bir “anlam” olarak var olmamıştır. Bu beden, üreticilerinin pratiklerinde—katiplerin eğitiminde, pahalı malzemelerin kullanımında ve yapay bir dilsel düzenin ortak kabullenilmesinde—yaşamıştır. Bu topluluk ortadan kaybolduğunda geriye, yapısal olarak sağlam, anlamsal olarak opak ve antropolojik açıdan tamamlanmamış sessiz bir nesne kalmıştır.


Bazı Düşünceler

Voynich El Yazması, nihayetinde bir metnin dil olmasının, bilginin anlamlı sayılmasının ve yazının bir kültür içinde nasıl işlev gördüğünün ne anlama geldiğini yeniden düşünmeye zorlar. Bu bağlamda el yazması, Ludwig Wittgenstein’ın geç dönem felsefesini—özellikle anlamın “sembollerin içkin bir özelliği” olmadığı, bir yaşam biçimi içindeki kullanımdan doğduğu yönündeki savını—anımsatmaktadır (Wittgenstein, 2007).

VMS bizi paradoksal bir durumla karşı karşıya bırakır: Kurallara uyan, içsel tutarlılık sergileyen ve birden fazla fail tarafından istikrarlı biçimde yeniden üretilen bir sistemle karşılaşırız; ancak bu sistem yoruma kapalıdır. Wittgenstein’cı bir bakış açısından bu durum temel bir soruyu gündeme getirir: İçinde kök saldığı yaşam biçimi ortadan kalkmışsa, bir dil hâlâ “anlamlı” sayılabilir mi? Eğer anlam kullanımdan doğuyorsa, Voynich El Yazması kendi başına anlamsız olmayabilir; fakat bizim için kullanılamazdır—çünkü bir zamanlar sembollerine hayat veren pratiklerin, ritüellerin ve toplumsal bağlamların dışındayız.

Bu açıdan bakıldığında VMS, başarısız bir iletişim girişimi ya da çözülememiş bir şifre olmaktan çıkar; kurallarını kısmen yeniden inşa edebildiğimiz, fakat amacını artık paylaşmadığımız bir dil oyununun fosilleşmiş izi haline gelir. El yazması, yorumun sınırlarını somutlaştırır: dilbilgisini, istatistiksel düzenliliklerini ve maddi disiplinini betimleyebiliriz; ancak ne yaptığını söylemekte zorlanırız. Bu ayrım betimlenebilir yapı ile erişilemez kullanım arasındaki ayrım Wittgenstein’ın kural-izlemenin yalnızca biçimsel yapıda değil, topluluk uzlaşısı ve pratikte yer aldığı yönündeki içgörüsünü yankılar.

Bu anlamda Voynich El Yazması, geçmişten gelen bir mesajdan ziyade, mantığı hâlâ görülebilen fakat anlamı onu üreten topluluktan ayrılamayan kayıp bir epistemik dünyanın anıtıdır. Dolayısıyla el yazması, gelecekteki araştırmaları yalnızca metnin ne anlama geldiğini değil; bir zamanlar ne yaptığını da sormaya davet eder: Ne tür bir dil oyununu sürdürüyordu? Hangi otorite ya da inisiyasyon biçimlerini varsayıyordu? Ve dilsel düzen, anlamsal şeffaflıktan bağımsız bir kültürel pratik olarak ne ölçüde işlev görebilir? Nihayetinde, “dilimizin sınırlarının” ve dolayısıyla “dünyamızın sınırlarının” ötesine ne kadar ilerleyebiliriz?


Kaynakça

Bennett, W. R. (1976). Scientific and engineering problem solving with the computer. Prentice-Hall.

Bowern, C. L., & Lindemann, L. (2021). The linguistics of the Voynich Manuscript. Annual Review of Linguistics, 7, 285–308. https://doi.org/10.1146/annurev-linguistics-011619-030613

Currier, P. H. (1976). Papers on the Voynich Manuscript. In M. E. D'Imperio (Ed.), New research on the Voynich Manuscript: Proceedings of a seminar. Washington, D.C.

Reddy, S., & Knight, K. (2011). What we know about the Voynich Manuscript. Proceedings of the 5th ACL-HLT Workshop on Language Technology for Cultural Heritage, Social Sciences, and Humanities, 78–86.

Taiz, L., & Taiz, S. L. (2011). The biological section of the Voynich Manuscript: A textbook of medieval plant physiology? Chronica Horticulturae, 51(2), 19–24.

Sterneck, R., & Bowern, C. (2020). Topic modeling in the Voynich manuscript. Yale University.

Wittgenstein, L. (2007). Felsefi Soruşturmalar (Çev. H. Barışcan). Metis Yayınları. (Özgün eser 1953’te yayımlanmıştır)

Yorumlar

Popüler Yayınlar